Sistem ve Disiplinin Getirdiği Güç, ABD

Yaklaşık üç saatlik yolculuktan sonra Frankfurt uluslar ası havalındayım. DC’ ye uçuş saatine iki saatlik bir zaman var. Bu süreyi havaalanında etrafa bakınarak ve yanımda bulundurduğum kitap, dergi şeylerle geçiriyorum. Uçuş için yolcular bekleme salonuna alınmaya başlanıyor.

Havaalanındaki ABD’li görevliler tarafından pasaportlar ve uçuş kartları kontrol ediliyor. Pasaportumu görevliye veriyorum. Görevli Pasaportun sayfalarını birkaç kez çevirdikten sonra, Yemen vizesine takılıyor. Görevli; Yemen’e neden gittiğimi soruyor. Ardından Arabistan seyahatimi soruyor. Görevliye bu seyahatlerin turistik amaçlı seyahat olduğunu söyledikten sonra bir süre beklememi istiyor, sonra bir yeri arıyor. Birkaç dakika sonra iki görevli ABD’li polis geliyor. Ve kendileri ile gelmemi istiyorlar. Bu dakikaya kadar her şeyin normal olduğunu, kontrollerin normal kontroller olduğunu düşünmüştüm. Görevlilerin beni ayrı bir yere çağırmış olmaları biraz endişelenmeme neden oldu. Düşündüğüm en olumsuz durum DC’ ye uçmama izin vermeyerek Türkiye’ye geri dönmem olabilirdi. Görevlilerle birlikte başka görevlilerinde bulunduğu bir odaya vardık. Görevliler kendi aralarında görüştükten sonra, neden ABD’ye gittiğimi sordular. Gitme nedenimi anlattım ve gelen davet yazısını sundum. Bu sırada epey zaman geçmiş ve bekleme salonundaki yolcuların tamamı altı yüz kişilik dev uçaktaki yerlerini almışlardı. Uçağa en son binen yolcu ben olmuştum. Uçaktaki yerime doğru yürürken bir anda herkesin bana baktığını hissediyordum. Yerime yerleştikten sonra, kısa bir süre sonra Amerika Havayolları uçağı kalkış için pisteki yerini aldı.

 

Dokuz saatlik yolculuktan sonra Türkiye ile 11 saatlik bir saat farkı oluşmuş ve ABD’deki takvimler bir kış gününün sabah saatlerinde Washington Dullas Havalimanına iniş yaptık. Havaalanı kontrol işlemlerinden sonra yaklaşık bir ay konaklayacağım otelime yerleştikten sonra beraber seyahat ettiğimiz ve buraya geldiğimiz arkadaşlarımla birlikte Washington’u genel bir geziye çıktık. Öncelikle ABD’nin en büyük ve en eski kütüphanelerinden biri olan Kongre Kütüphanesini, Beyaz Saray ve Çevresini, Leesburg Outlet Centeri, Çinlilerin yoğun olarak yaşadığı ChineTown bölgesini, Wshington’un renkli semtlerinden biri olan George Town bölgesini ve Soykırım Müzesini ziyaret ederek otelimize geri döndük.

 

Bizleri ertesi gün yoğun bir program bekliyordu. Belki bu birinci günümüz ABD’deki etrafı görmek için en rahat günlerden biriydi. ABD’den Türkiye’ye dönmek için birkaç gün daha boş zamanımız olacaktı. Yoğun programlar sırasında ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarında görüşmeler yapacak, Beyaz Sarayı, Oval Ofisi, Dış İşleri Bakanlığı’nı, Pentagon’u, Temsilciler Meclisini, ABD Parlamentosunu, Washington Türkiye Büyük Elçiliği’ni, George Town Üniversitesini ve Ülkemizde zaman zaman siyasiler tarafından dile getirilene ABD’deki birçok önemli kuruluşu ziyaret edecek görüşmelere katılacaktık. Bu görüşmelerde ABD’nin Orta Doğu Projelerini, Enerji Politikalarını, ABD’de Siyaset ve Lobicilik faaliyetlerini, ABD’de yaşayan Türkler ve Yahudileri, ABD’nin İslam Dünyası ile ilgili düşüncelerini, ABD – Türkiye ilişkileri gibi birçok konuda fikir görüşmeleri yapacaktık. Toplantı ve görüşmelerin olmadığı günlerde ise Washington DC’ yi farklı bir gözle izleyecek, New York’a uzanarak New York sokaklarında keşfe çıkacak, ABD’nin dünyaca ünlü müzelerini ziyaret edecek ABD Başkanı Barak Obama ile maç izleyecektik.

 

Dünya üzerinde bir güç halinde bulunan, istediği politikaları uygulamaktan geri kalmayan, birçok ülkedeki önemli kişilerin kendi ülkelerinde bulamadığı özgürlüğü kendine sunan ülkenin Sistem ve Disiplinini; “GeziYORUM” izlenimlerimle anlatacağım.

 

Yazı Dizisi devam edecek…

 

Saygı ve Dostça Kalınız…

 

Ali Bilir

 

---------------------

 

I. Bölüm

 

17 Şubat 2009

 

Sistem ve Disiplinin Getirdiği Güç, ABD “GEZİ YORUM” yazılarıyla paylaşmaya devam ediyorum. Bu bölümde ABD’nin önemli düşünce kuruluşlarından biri olan ve ürettikleri politikalarla ABD senatosu üzerinde söz sahibi olan Bipartisan Policy Center’dayım.

 

I. Bölüm

 

Wshingtonda ki ilk ziyaretimizi Bipartisan Policy Center oluyor. Bu kuruluşun danışmanı olan Dr. Michael Makovsky ile bir toplantı yapıyoruz. Toplantı konumuz Enerji Politikaları ağırlıklı olarak ABD’nin Orta Asya ile ilgili ticari ilişkileri. Toplantının tanışma merasimin ardından, öncelikle şunu belirtmek isterim ki ABD’de hangi kurumla görüşme yapacaksan önceden bu kurumlara mutlaka özgeçmişleriniz ulaşmış oluyor ve hakkınızda gerekli istihbarat yapılmış oluyor. Dr. Michael Makovsky “İran’ın başkanı, İsrail’i ortadan kaldırmayı planlıyor”. Diyerek söze başlıyor. Ardından, ABD “İran’da Nükleer Silah olabilir” endişesi yaşıyor diyor. Makovsky; İran dan daha güçsüz olan Körfez ülkelerinin de bu tehlikeden korktuğunu ve bu konuda neler yapılması gerektiğini kendilerinin de bilmediğini söylüyor. Azerbaycan’ın bölgede stratejik bir konumda bulunduğunu söyleyen Makovsky Çözüm yolları olarak ta; Avrupa’nın İran’la ticaretini kesmesi gerektiğinin altını çiziyor. Sorularımız karşısında Makovsky şu açıklamaları yapıyor. Zaten bazı ülkelerde Irak’ta askerlerimiz var. Daha çok asker ve silah göndermeyi düşünüyoruz. Bazı şeyler var. İran tarafından biliniyor. Bazı şeylerin ise bilinmesini istemiyoruz. New York Times o bölgeye asker gönderilmesini eleştiriyor. Rusya’nın ve Çinlilerinde bizimle olmasını istiyorlar. Biz Partizen (kuruluşun kısa adı)  olarak o bölgeye olan baskını artırılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu durumda o bölgedeki ülkeler tarafından istenmeyen bir durum. Ancak masaya oturmadan önce, pazarlık gücünün artırılması gerekiyor. İran birkaç yıl içinde nükleer gücünü kullanacağı kanaatindeyiz. Ancak bunu İran dâhil kimse bilmiyor. Bunu CIA’ da bilmiyor. İran’ın ekonomik koşulları çok iyi değil. Özellikle enflasyon çok yüksek. İran’da güvenli olmayan bir rejim bulunuyor. Ticari olarak baskı uygulayabilirsek daha barışçıl yöntemler bulabiliriz.

Başkan Obama ve ülkedeki Cumhuriyetçiler İran’ın benzin ihracatının durdurulması yolunda konuşmalarında bu konulara değindiler. İran’ın ürettiği benzinin %25’ini ihraç ettiğini düşünüyoruz. Altı ay öncesine kadar petrol üretilmiyordu. Onun için petrol fiyatları yükselmişti. Şu anda üretim fazlası var. Talep düşük. Bunun için fiyat bu kadar düşük.

Askeri hareket olursa İran’dan kimse petrol alamayabilir. Askeri bir hareket olduğunda petrol fiyatları tavan olacaktır. 85 milyon varil petrol üretiliyor. Bunu 4 milyon varili kullanılıyor.

Şu anda herkesin rezervleri var.  Askeri bir hareket yaparsak fiyatlar çok fazla yükselmeyebilir. İran’ın Hamas’ı nasıl desteklediğini görüyorsunuz. T.C. Başbakanı Sn. Erdoğan buna katılmayabilir ama Avrupa Hamas’ı terörist olarak kabul ediyor.

 

Bir sonraki yazımızda Washington Enstitüsünde olacağız ve ABD’de Siyaset ve Lobicilik faaliyetlerini konuşacağız.

 

Dostça ve Saygıyla kalınız.

 

Ali Bilir

 

 

II. Bölüm

 

 

Washington Enstütü’den Soner Çağatay

 

Konu: ABD’de Siyaset ve Lobicilik

Washingtonda ki en büyük lobi emekliler derneğidir. 55 milyon üyesi var.

Her sosyal sınıfın, her kesimin lobisi derneği var.

Bunların hepsi Wshington’da kurulu.

Örgütlü toplumun (kuruluşların) desteğini almak zorunda )maddi +oy olarak)

Amerikanın yarısı siyasetle ilgilenmiyor. %50-55 civarında oy kullanılıyor. Dolayısı ile oy kullanan halkın önemi artıyor. Toplum A politik. Ermenilerin tamamı oy kullanıyor. 1,5 milyon Ermeni var. Bazı eyaletlerde yoğunlaşmış durumda. 50 eyalet var. Seçilmek için oyun çoğunluğunu almak zorunda değilsiniz.

100-150 bin civarında Türk var. Türk topluluğu Amerika’da birleşik değil. Yani, lobi oluşturulmuş değil. Rumlar ve Ermeniler 1890-1910’lu yıllarda gelmiş. Türkler ise 1960’larda gelmeye başlamış. Bunun için ABD siyasetini kavramış değiller. Türkiye 1980’li yıllarda Yahudi lobisini kullanmış. ABD’deki Ermenistan Lobisi Ermenistan için değil, Türklerin lehine çalışan bir lobi konumunda. Bunun için ABD Türkiye için bir şey yapmak istediğinde Ermeni Lobisi bunu engelliyor. Türkiye buna karşılık Yahudi Lobisini kullanmaya başlamıştır. (Özal’la birlikte) STAFER, Milletvekillerinin oyunun rengini belirleyen üniversiteli gençler var. Bu kişiler danışmanlık görevlerini yürütmektedirler. Bu kişilerden Türk öğrencilerin olması gerekmektedir. Jim Johns Türkiye’de yaşamış, görev yapmış birisi. Robert Gates’da Türkiye’ye gelmiş görev yapmış. Hilary Clinton’da Türkiye’yi biliyor. Obama henüz Türkiye’yi bilmiyor. Obama’nın bir an önce Türkiye’ye gelmesi gerekmektedir. Türkiye’ye gelen bir ABD’li Türkiye yi mutlaka seviyor. Amerikalılar Türkiye’yi bilmiyor. Bilenlerin ise, Türkiye hakkında çok az fikirleri var. Türkiye’nin ABD ile ticari işbirliğini görmesi gerekiyor. Irak, Afganistan ve El Kaide ile ilgili Türkiye ABD’ye çok yardımcı oluyor.

Kırgızistan’da ki Manas üssü kapandı. Türkiye üs açısından Orta Doğu ve Orta Asya için çok önemli stratejik bir konumda bulunuyor. ABD, Türkiye olmadan da bu bölgedeki projelerini gerçekleştirebilir ama çok yorulur. Obama’ya Irak ve Afganistan için Türkiye’ye ihtiyaç olduğu anlatılmalıdır. (Diago Garcia Adasında yeni üs kuruldu)

Irak, Afganistan, El Kaide, İran, Rusya petrolleri ABD için en önemli meselelerdir.

ABD’de %13 zenci var.

Bürokrasi Lobi ve çıkar gruplarının düşüncelerine açık ve bunları değerlendiriyor. Düşünce kuruluşları çok fazla sayıda. Hükümet bu düşünce gruplarının fikirlerine göre politika yürütüyor.

Türkiye NATO ülkesi olup, Rusya’ya tek komşu olan ülke. Sinopta ki ABD üssünden Rusya’yı dinleyebiliyor. Bunu için Türkiye ABD için önemli bir ülkedir.

 

CATO Enstitü’den Tom Palmer

 

Konu: Amerika Siyasi Tarihi

Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan’dan bir gün önce döndüm. Amerikanın siyasi tarihinden bahsedeceğim.

Amerika bireysel hakları, İspanya filozoflarının birçoğu, İslam filozoflarından esinlenmiştir. İngiltere’de de bazı filozoflar bu akıma inandılar.

Amerika vatandaşı olabilmek için anayasayı kalbinde taşımalıdır.

Biz insanlar arasında ayrım yapmayı uygun bulmuyoruz.

(İsrail soruma cevap)

İsrail demokratik bir ülke ve komşuları demokratik değil. İsrail bizim gibi. Ayrıca ülkemizdeki Yahudi lobisi çok güçlü. Şahsi düşüncem Amerikanın o bölgeden uzak durmasıdır. Obama kesinlikle biz İsrail’in bir dostuyuz dedi. Bence bu yanlış anlaşılıyor. Dış politikada bu konuda bir değişiklik olacağını düşünmüyorum.

 

Dr. Hillel Fradkin (Hudson Enstitü)

 

Konu: ABD’nin İç Politikası ve İslam Dünyası

(Orta Asya ile ilgili soruma cevap)

Dört yıldır enstitüde çalışıyorum. İç politikada ki bütün meseleleri bakıyoruz. Özellikle Müslüman Dünyası ile ilgili çalışmalarımız var. Araştırmalarımız var. Büyük-Küçük konferanslarımız var. Yayınlarımız var. 40 yıldan beri İslam Tarihi araştırmacısıyım.

İslam Dünyasında olanlar Amerikanın çıkarlarını nasıl etkiliyor.

Sivil toplum örgütüyüz. Özel kaynaklarımız var. Amerika Devleti kapsamında devletle direk ilişki içersinde olan bir resmiyetimiz yok. Yani devlet ’den kaynak almıyoruz. Analizler yapıyoruz. Raporlar hazırlıyoruz. Bizleri dinleyecek olanlarla bunları paylaşıyoruz. 9/11 olayından sonra Müslüman Dünyasında neler olduğunu araştırıyoruz. Radikal İslamcılığın tek bir şey olmadığını biliyoruz. Bunu doğru bir şekilde tanımlamaya çalışıyoruz.

Başkan Obama; İran, Afganistan ve Pakistan üzerine odaklanmak için Irak konusunun kapatılması gerektiğini söyledi. İran’a karşı yeni bir politika uygulanacak.

(ABD’nin İslam ülkelerine yapılan politikalara cevabı)

ABD’de 2,5 – 3 milyon Müslüman bulunmakta.

(Fethullah Gülen hakkında ki sorum)

Biz özgür bir ülkeyiz. Fethullah Gülen’in neden geldiğini biliyorum ama neden dönmediğini bilmiyorum.

Hangi Müslüman Amerika’ya düşman, hangisi değil biz bununla ilgileniyoruz.

Her Müslümanı terörist olarak görmüyoruz ama bütün teröristler Müslüman. Bunu sorgulamak gerekiyor.

Müslüman ülkelerle bizim ilişkilerimiz bazen yanlış anlaşılıyor. Amerika vatandaşlarının çoğunluğu bu konuları umursamıyor. Müslüman ülkeler gündeminde değil. Amerika Müslüman ülkelerine karşı ne nefret ne de sevgi besliyor.

 

Türkiye’ye neden geldi ve Türkiye’nin İslam Dünyası açısından rolünü nasıl görüyor.

 

Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlilerinden Dr. Burak Kuntay’ın önderliğinde Düşünce Kuruluşlarında ki görüşmelerimiz; Middle East Enstitü’den Ambassadors Wndy Chamberlin ve David Mack ile “Ortadoğu’nun Gerçekleri” konusunu, ATA Türk-Amerikan Derneği’nden Gunay Evinch ile “ABD’de Lobicilik” faaliyetlerini, The Caspian Grup’dan Lydia Borland ve Jeff Weintraub ile “ABD’de Türk Lobiciliği” konusunu, US News, Wold Report’dan Michael Barone ile “ABD ve Ortadoğu” konusunu ve birçok önemli isimle görüşmeler yaparak ABD penceresinden Dünya Politikasına nasıl bakıldığına ve nasıl olması gerektiği konularında düşüncelerini aldık. Tatbikî verdikleri ve vermek istedikleri düşünceleri.

 

Biraz ’da ABD’ye yolu düşecek olan Gezginler için Washington, New York ve New Cersy’de neler yapılır, nereler gezilir birazda bunlardan bahsedelim.

 

Gezmeye ayırdığım günlerden birinde Washington şehrinin ismini aldığı George Washington’un, şehrin dışındaki evini ziyaret ederek başlamayı planladım. Yeryüzü ile havadaki oldukça alçak bulutlar arasında üç tane siyah helikopterler Beyaz Sarayın Bahçesine alçalmaya başladılar. Başkan Obama’nın Beyaz Sarayla, Parlamento arasında havayolu ile ulaşım sağladığını öğreniyordum. Fakat hafta sonu Washington Wizards’ın Chicago Bulls ile yaptığı NBA basketbol basket maçını basketbol maçını birkaç koltuk uzağımda birlikte izlemiş maçı izlemeye gelen seyircilerin hissedebileceği, rahatsız olabileceği hiçbir güvenlik önleminden geçmemiş olmaları ise düşündüğüm bir durum olmuştu. DC caddeleri ise çok yoğun trafiğin yaşandığı bir durumda olmadığını da belirtmek istiyorum. Başkan Obama’da birbirine çok yakın mesafede olan Beyaz Saray ile Parlamento arasında Helikopterle ulaşım sağlaması güvenlik nedenimi yoksa daha az zamanda daha çok yerde olabilmek mi yorumunu okuyuculara bırakıyorum.

 

Yaklaşık bir saatlik yolculuktan sonra, şehrin dışında büyük bir koruluğun içerisinde bulunan George Washington’un evinin bulunduğu yere ulaştık.

 

Bazı kaynaklar ABD’nin ilk Başkanı ile ilgili, köleliğin kabul gördüğü bir dönemde doğduğunu, on bir yaşındayken kendisine 10 kölenin miras kaldığını, öldüğünde ise malikânesinde 300 kölesi olduğunu yazıyor. Köleler Malikanenin etrafında bulunan kulübelerde yaşıyormuş ve restorasyon yapılarak günümüzde buralar ziyarete açılmış durumda.

 

Amerika’nın başkenti Washington DC tam bir anıtlar şehri diyebiliriz. Düzenli mimarisi bırakılan yeşil alanlar gezginlere keyifli ve ferah bir iklim sunuyor. Ziyaret edilmesi gereken yerlerin başında olan; Pentagon, Beyaz Saray ve Washinton Anıtı, Smithsonian Müzesi ve National Gallery aynı simetri içerisinde birbirlerine yakın olarak inşa edilmişler.

 

Rutin programlarımız içerisinde Beyaz Sarayı ziyaret etmiş, ABD Başkanlarının diğer ülkelerden gelen resmi temsilcileri ile fotoğraf çektirdiği meşhur şöminenin bulunduğu solonu ve birkaç odasını gördükten sonra çıkmıştık. Fakat Beyaz Saray, adı kadar büyük bir yer değil aslında. Büyük bir bahçenin içerisinde etrafı demir parmaklı demirlerle çevrili, büyük bir ev diyebiliriz. Beyaz saraya girerken yanınızda fotoğraf çeken telefon, fotoğraf makinası vs var ise mutlaka dışarıda bir yerde bırakmalısınız. Aksi durumda güvenlik görevlileri makinanızı alarak girişte bulunan öğütücüye atarak toz haline getiriyorlar. Ziyaretim sırasında fotoğraf makinasını yanımda götürmek istedim, fakat görevliler almak isteyince dışarıdaki bir çöp bidonunun içerisine bıraktım. Çıkışta çöpten tekrar geri aldım. Beyaz saraya girmek aylar öncesinden randevu alınması gerekiyor.

 

Parkın İçerisinde Parklar;

Washington geniş yeşil alanları ile düzenli bir mimariye sahip bir yer olduğunu belirtmiştim. Ulusal Park olarak adlandırılan yeri yürüyerek gezmek için epey bir zaman ayırmak gerekiyor. Zaten mutlaka yürüyerek gezmek gerekiyor. Amerika’nın 16. Cumhurbaşkanı olan Abraham Lincoln anıt mezarının da bulunduğu Ulusal Parkın içerisinde parklar, göletler, büstler, heykeller ve görülmesi gereken birçok yapı bulunuyor.

 

Ulusal Park’ta biraz dolaştıktan sonra yürüyerek Amerika Kongre binasına gidiyoruz. Çok miktarda TV’lerden gördüğümüz Kongre Binası’nın yanına vardığımızda gözümüzde büyüttüğümüz o ihtişamlı yapının tüm büyüsü gidiyor diyebiliriz. Sıradan bir yapı gibi olan bu yapının önünde yine de birkaç kare fotoğraf çektirmeye değer. Binanın içerisine herkes ücretsiz olarak rahatlıkla girebiliyor. Washington’un genelinde ciddi bir güvenlik sistemi olduğu için bir yere girerken abartılı bir güvenlik önlemi ile karşılaşmıyorsunuz. Buraya kadar gelmişken yine de içeriyi görmenizi öneririm. İçeride Amerika’nın tarihini sembolize eden çalışmaları görebilir ve bazı senatörlerle konuşabilirsiniz.

 

Aynı bölge içerisinde Amerika’nın ilk Başkanı George Washington anısına yapılan 169 metre yükseklikte Dünya’nın en yüksek dikilitaş unvanına sahip Washington Monument anıtı bulunuyor.

 

Gezimize yürüme mesafesindeki; birçok canlı bitkilerin sergilendiği Botanik Garden, Amerika hükümeti tarafından yönetilen dünyanın en önemli müze ve araştırma merkezi kabul edilen Smithsonian Enstitüsü, doğa tarihi müzesi Natural History Museum, hava ve uzay müzesi Air and Space Museum, Ulusal Sanat Galerisi National Art Gallery ve Washington Zoo hayvanat bahçesini gezebilirsiniz.

 

Yine Washington’da uğranması ve gezilmesi gereken yerlerden biri ’de Georgetown bölgesi. Burası akşamları kaldığım otelden çıkarak Potomac nehri üzerinde bulunan köprüden geçerek yürüyerek gittiğim yerlerden biriydi. İhtişamlı kampüsüyle ün yapmış olan Georgetown Üniversitesi ve ziyaret edilmesi gereken bir yer.

 

Programımızdan biri ‘de Chinatown bölgesine gitmek ve aynı gün gezi sonrası Amerika’ya gelmişken bir NBA maçı izlemekti. Bu bölge adını Çin’den alıyor fakat öğrendiğimize göre pek Çinliler yaşamıyormuş. Washington’da kaldığım süre içeresinde en fazla keyif aldığım yerlerden bir yer olduğunu belirtmek isterim. Madam Tuson, Amerika’nın Dünyanın her bir köşesinde Ajanslarının kimler olduğu, nasıl çalıştığı, hangi yöntemleri kullandığının sergilendiği (tabii ki zaman aşımına uğrayanların) Ajanslık, Soykırım gibi birçok ilgi çekici müzenin bulunduğu yer olan Chinatown bölgesi, Dünya’nın farklı yerlerini yansıtan çok farklı Restoranların bulunduğu, farklı sunum ve servislerinin yapıldığı bir yer.

 

Amerika’da geçirdiğim zamanın son günlerinde karayolu ile New York’a gitmek için yola çıktım.  Yaklaşık 4 saatlik bir yolculuğun ardından Dünya’nın en kalabalık, her şeyin iç içe geçtiği şehirlerinden biri olan New York otobüs terminaline ulaştım. Kalacağım otele gitmek için bir taksiye bindim. Taksiciye gideceğim otelin adını söyledim. Ve başladık beklemeye. Yol tıkalı, yürümüyor. Kenyalı olan taksi şoförü ile biraz sohbet ettik. Halen yerimizde duruyoruz. Konuşacak bir şey kalmadı. Taksiden inerek bir süre yürüdüm. Metro ile gitmeye karar verdim. Kalacağım otelin 38. katına yerleştikten sonra başladım gezmeye. Birkaç gün kalacağım bu şehirde gezmek için biraz acele ediyordum. New York’a gitmeden önce adresini edindiğim Türk Restoranını aramaya başladım. Fakat kapanmıştı. Fakat birçok alternatif vardı. Cadde üzerindeki restoranların genelinde yemekler kilo ile satılıyor. New York Amerika’nın en kalabalık ve popüler şehri olduğunu okuduklarımızdan öğrenmiştim. Bu şehre giderken görmek istediğim Özgürlük Anıtı, Times Meydanı, Guggenheim Müzesi, Brooklyn Köprüsü, Empire State binası, Central Park, Çin Mahallesi,  5. Cadde ve Başkan Obama’nın kitabında yazdığı gençlik yıllarının geçtiği arka sokaklar gibi çok yer vardı. Ve mutlaka New York’un karşısında bulunan Türklerin çokça yaşadığı New Jersey gitmeyi planlamıştım.

 

Birinci günün akşamı ve gecesi, New York caddelerinde dolaşarak Filmlerden gördüğümüz, dev binaların dışını kapsayan dev ekranları, lüks restoranları ve gece sabahlara kadar bitmeyen şovları yirmi dört saat yaşayan bir şehre tanıklık ettim. Dünyanın her yerine ait yaşam ve insan figürlerinin sergilendiği kimsenin kimseye müdahale etmediği bir kültür oluşmuş New York’ta.

Sabah erkenden Otel’den ayrılarak, on bir Eylül’de uçakla vurularak yıkılan Dünya Ticaret Merkezi’nin bulunduğu yerden yürüyerek motor (New Yorkda ki adı: Fery) iskelesine doğru yürüdüm. Günlük kart alarak 1886 yılında Fransızlar tarafından Amerika’ya hediye edilen Özgürlük Anıtı (Statue of Liberty)’nın bulunduğu Ada’ya gitmek üzere Fery’ye bindim.  Martılar  motoru takip ediyor, yolcuların kendilerine attığı yiyecekleri havada yakalamaya çalışıyorlar. Motor New York’tan Özgürlük anıtına doğru yol alırken sol tarafımızda 1892-1943 yılları arasında göçmenlerin Amerikaya giriş yaptığı ada olarak bilinen Ellis Adası kalıyordu. Fery özgürlük anıtının iskelsine yanaştıktan sonra kısa bir ziyaretin ardından Ellis Adası’na gitmek için bir sonraki Fery’e bindim. Bu ada yaklaşık 11 hektar büyüklüğünde ve göçmenlerin traşik durumunun sergilendiği tarihin izlerinin yaşandığı bir Göçmen Müzesi (Immigration Museum)’nede ev sahipliği yapmaktadır. Müzenin ziyaretinden sonra tekrar fery ile New York’un karşı tarafından bulunan Amerika’ın en küçük eyaleti New Jersey’e doğru hareket ettim.

New Jersey’de en çok merak ettiğim, günübirlik bu kısa sürede Türklerin yaşadığı bölgeleri görmek ve New Jersey’den New York’a Deniz altı Tüneli’nden geçmekti. Fery’den indikten sonra yaya olarak şehre doğru yürümeye başladım hava yağmurlu ve soğuktu. Bulduğum bir kafeye girmek istiyordum ve kafe bir Türk tarafından işletiyor olmasını istiyordum. Kendimi bu denli şartlandırmıştım. Ve bir cadde üzerindeki ilk kafe’ye girdim. Maalesef beklediğim gibi olmadı Kafe Hintliler tarafından işletiliyordu. Neyse burada biraz kaldıktan sonra dışarı çıkarak yürümeye devam ettim. Clifton ve Paterson bölgelerinin Türklerin yoğun olarak yaşadığı bölgeler olduğunu önceden öğrenmiştim. Fakat benim yürüme güzergahım üzerine bu yerler biraz uzaktı. Hava şartları dışarıda kalmaya çok müsaade etmiyordu. Fırtına ve şiddetli soğuk kendini iyice gösteriyordu, elimdeki şemsiyenin sadece telleri ve kırık sapı kalmıştı. Ama yinede cadde üzerinde’de olsa bir Türk’le karşılaşıp kısada olsa ayak üstü bir muhabbet etmek istiyordum. New Jersey mimari açıdan New York’un tam tersi bir duruma sahip. Burada yapılar en fazla üç katlı ahşap veya villa şeklinde yapılardan oluşuor. New York’ta ise 20 katlı binaların altında yapı görmek pek mümkün değil diyebiliriz. Cadde üzerinde yürümeye devam ederken arada bir Türkçe isimle yabancı isimlerin birleşiminden oluşan market, kafe, fırın gibi dükkan isimleri gözüme çarpmaya başladı. Bir taksi durdurarak New York tarafına geçmek istediğimi söyledim. Taksi kısa bir süre sonra Denizin altından geçen Tünele girdi. Tünel’de hız sınırı saatte 50 km/h. Tek şeritli Tünele sadece binek tarzı araçlar girebiliyor ve oldukça dar ve alçak bir yapıta sahip. Çantamdan Fotoğraf Makinamı çıkartarak birkaç kare fotoğraf çektim. Ve Taksici aşırı bir tepki göstererek çektiğim fotoğrafları silmemi istedi. Silmediğim takdirde Polise gidebileceğini söyledi. Çektiğim fotoğrafları sildim. Kısa fakat sıkıcı bir yolculuktan sonra New York’a vardım. Tekrar New York’u gezmek için yola koyuldum. Aynı hava şartları buradada vardı. Fakat yüksek binaların arasında rüzgar ve fırtına New Jersey’deki gibi hissedilmiyordu.

New York’daki son iki günümde New York’un orta yerinde bulunan meşhur Central Park’a gittim. Bildiğimiz parklardan pek bir farkı olmayan bu parkın tek özelliği New York’da olması. Yürüme mesafesindeki yerlere elimdeki harita ile gezmeye devam ettim.

 

Şehrin Midtown bölgesinde yer alan Dünyaca ünlü 102 katlı, 320 metre yüksekliğindeki Empire State binası, Manhattanda ki Times Square, Metropolitan Sanat Müzesi (Metropolitan Museum of Art), meşhur 5. Caddede yer alan 70 katlı Rockefeller Center, yapıldığında Dünya’nın en yüksek binası olan 77 katlı Chrysler Building (Chrysler Binası), Ekonomi haberlerinde sıkça adını duyduğumuz Federal Reserve Bank, Dünay spor ve eğlence alanının bir numaralı yeri haline gelmiş olan NBA maçlarının ve ünlü organizasyonlara ev sahipliği yapan Madison Square Garden, meşhur Wall Street üzerinde bulunan New York Borsası ve Amerika filmlerinin vazgeçilmezi 1883 yılında inşa edilen Brooklyn Köprüsü gördükden sonra, her gezide yaptığım gibi New York’a ait objeler alarak ertesi gün İstanbul’a uçmak için tekrar otobüsle Washington’a geldim.