Yasemin Kokulu Yolculuk… TUNUS

Kuzey Afrika’nın yasemin kokulu ülkesine yolculuğum 2009 yılının Nisan ayında İstanbul Atatürk Havalimanından başladı. Uçak yaklaşık 2,5 saatlik bir uçuştan sonra Tunus’un başkenti Tunus Kartaca Havalimanı’na indi. Dört günlük Tunus gezime havalimanında bekleyen araçla başladım. Bu seyahate geziye katıldığım tur firmasının sekiz misafiri ve sevgili dostum Halil İbrahim Türkyılmaz’da vardı.

Geziye başlamadan önce Tunus’la ilgili birkaç bilgi vereyim. Kuzey Afrika’nın en küçük ülkesi ve kuzeyinde bulunan Tunus, Cezayir ile Libya arasında Akdeniz’e yaklaşık bin üç yüz km sahili bulunmaktadır. Bu yönüyle önemli bir Turizm ülkesi konumundadır. Uzun yıllar Fransız sömürüsü altında bulunan ülke bağımsızlık mücadelesine 1930 yılında başlamış ve 1956 yılında bağımsızlığını kazanmış. Bağımsızlık yolunda büyük mücadele veren Habib Burgiba’nın adı ülkede birçok caddeye verilmiş ve birçok yerde büstleri bulunuyor. Ülkenin ana dili Arapça olmasına rağmen Fransızcada Arapça kadar kullanılıyor ve konuşuluyor.

İlk önce Başken Tunus’u gezmeye başladık. Başkent Tunus’un en önemli gezi güzergâhlarının başında eski şehir (Medina) geliyor. Souk denilen otantik eşyaların satıldığı çarşılarda Tunus’a özgü bir şeyler alma olanakları bulunuyor. Gezimizi Dünyaca ünlü Bardo Mozaik Müzesi ziyareti ile sürdürüyoruz. Şehrin birçok yerinde asılı bulunan Ay yıldızlı Tunus Bayrağı ve hemen hemen bütün işyerlerinde asılı olan Devlet Başkanı Zeynel Abidin Bin Ali’nin fotoğrafları dikkatimi çekiyor. Tunus’ta bulunduğum süre Ali ismi çok işime yaradı diyebilirimJ. 9.yüzyılda inşa edilmiş olan ve Tunus’un en eski camisi olarak kabul edilen Zeytuniye Camii’yi gördükten sonra Endülüs dönemini yansıtan Başken Tunus’a yakın hakim bir tepede bulunan mavi beyaz boyalı evleri ile ünlü Sidi Bou Said yerleşim yerine doğru hareket ediyoruz. Sidi Bou Said’e vardıüımızda bizi Arnavut kaldırımlı sokaklar boyunca aynı simetride fakat farklı Endülüs mimarisinde yapılmış evler karşıladı. Burası İspanya’dan göç eden Endülüs Müslümanları ve Yahudileri tarafından kurulmuş bir yer. Tamamı beyaz boyalı ve mavi pencere ve kapılı evler, evlerin üzerlerine doğru sarmaşık gibi sarmış begonvil çiçekleri ayrı bir güzellik katıyor. Kapı işlemelerinden ise evlerin sahiplerinin nasıl kişiler olduğu anlaşılabiliyormuş. Arnavut kaldırımlı yollardan tepeye doğru yürüdükten sonra karşımıza müthiş bir sahil ve deniz manzarası çıkıyor.

Tunus’a 65 km mesafede bulunan sahilleriyle ünlü bir Turizm şehri olan ve konaklamayı sağlayacağımız Hammamet’e doğru yola çıkıyoruz. Tabi biz tarih ve Kültür gezisi amacıyla geldiğimiz için sahillere ve denize sadece bakarak yetiniyoruz. Hammamet şehri eski ve yeni diye ikiye ayrılıyor. Ertesi gün eski Hammamet’i gezerek güne başlıyoruz. Sonradan Uluslararası Kültür Merkezine dönüştürülmüş olan dönemin zenginlerinden George Sebastian tarafından yaptırılmış, Villa Sebastian olarak adlandırılan yer görülmesi gerektiğini belirtmek istiyorum. Buranın tarihine kısa bir göz attığımızda; edebiyatçı Andre Gide, ünlü Ressam Picasso ve birçok Avrupalı entelektüeli konuk ettiğini görüyoruz. Hatta bazı kaynaklarda Churchill’in anılarını bu villada yazdığı belirtiliyor. Denize dönük yüzü ile Roma Antik Tiyatrosu ise görülmesi gereken diğer bir yer.

Gezimize Tunus’un üçüncü büyük şehri olan Manastır ve Sousse’yle devam ediyoruz. Sousse kalesi ve Abbasiler döneminde yapılmış olan Büyük Cami ve marina görülmesi gereken yerler. Buraları gezerken herkes kendi bakışıyla çok farklı şeyler görebiliyor. Kartaca bölgesi ise Tunus’un hatta Afrika kıtasının en kuzeyinde bulunan yerleşim yeri. Romalılar burayı aldıktan sonra yeniden inşa etmişler. Kartaca doğal limanı ile adından sıkça bahsettirmiş bir yer. St. Louis Katedrali Kartaca Müzesi olarak yapılandırılmış. Roma mimarisinin hâkim olduğu eski yapılar arasında Romalılar tarafından yapılan Dünya’nın 3. en büyük Hamamı, Roma Limanı ve Tiyatrosu görülmeye değer yerler.

Bir sonraki gün Akdeniz’in maviliğini arkamızda bırakarak Tunus’un iç kesimlerine ve gizemli çöllerine doğru yolculuğumuza devam ediyoruz. Yolculuğumuz zaman zaman yol kenarlarında bulunan hurma ve zakkum ağaçlarının gölgesinde, zaman zaman kızgın güneşin altında devam ediyor. İlk uğrayacağımız yerlerden biri 1977 yılında Tozeur bölgesinde bir köyün kenarında çekilen Star Wars filminin seti. Kültür Turu amacıyla Tunus’a gelen turistlerin hemen hemen tamamı mutlaka buraya götürülüyor. Hatta Tunus Gezilerinde buranın adını sıkça görüyorsunuz. Film setine gelene önemli sayılacak bir merakınız oluşyor tabi. Çünkü göreceğiniz set bir Uzay filmine ait. Normal bir film olsaydı belki önemli bir merak olşuşmazdı insanda. Tozeur bölgesine vardığımızda kıvrımlı yollardan doğru hafiften bir tepeye doğru tırmanmaya başladı aracımız. Merakla sağa sola biraz uzaklara bakarak film setini görmeye çalışıyordum. Çünkü bir uzay filminin seti uzaktan’da görünebilir. Dev uzay araçları, ufolar, planetler büyük bir alana sığabilirdi ancak. Aracımız durdu ve rehberimiz geldik dedi.

Şakamı diye sormaya gerek yok. Gelmişiz.

Yer iki üç metre kadar derin kazılarak bir avlu açılmış ve kapıları avluya açılan üç adet mağara yapılmış. Ve film çekimlerinde kullanılan uzay filmlerinden hatırlayabileceğimiz birkaç araç-gereç. Star Wars filmindeki Tatooine gezegenini canlandırmak için kurulan sete ait film sırasından çekilmiş olan birkaç fotoğraflarda burada duvarlara asılmış. Burayı görmek büyük bir hayal kırıklığı bıraksa da her turist grubunun gördüğü gibi bizde görmüş oluyorduk. Sanıyorum ki burayı görmek için kilometrelerce yol gelip sonra kimse pişman olmuyordur. Çünkü bu set Tunus Turizmi’ ne önemli bir katkı sunuyor ve filmin burada çekilmiş olması Tunus için bir şans.

Yolculuğumuza Berberi köylerine doğru devam ediyoruz. Enfidha, Takrouna ve Jradou adlı Berberi köylerini gördükten sonra Zaghouan’a doğru yola devam ediyoruz. Burada Roma dönemine ait Su Kemerleri, Sunak Yeri ardından termal kaynakları ile ünlü Hammam Bent Jedidi’ye varıyoruz. Berberi köylerinde yaşam, giyim-kuşam, yeme-içme ve folklorik özellikleri insanı etkileyici bir boyutta olduğunu belirtmek istiyorum.

Berberilerin çoğunlukla Sahra Çölü coğrafyasında kalan yerlerde yaşadığını öğreniyorum. Yine Sahra Çölü’nde Tuareg ve Araplarda yoğun olarak yaşadıkları hatta her yıl Mart ve Kasım aylarında Sahra Festivalleri düzenleyerek bir araya geliyorlarmış.

Berberilerin ilginç bir yaşamı ile karşılaşıyorum. Yer altına kat kat kurulmuş ve Matmata Evleri denilen Berberilerin yaşadığı bu evler çok ilginç özellikler taşıyor. Çöl rüzgârlarına ve sıcağına karşı yapılmış olan bu mağara evlerinde halen çok sayıda Berberiler yaşıyor. Hatta bazı evleri otel maksatlı konaklamaya bile veriyorlar. Yer altı mağara evleri üç kata çıkabiliyor. Toprak yeryüzünden aşağıya doğru büyük ve geniş bir çukur kazılarak derinleştirilerek 6-7 metre derinlikte geniş bir avlu açılmış. Kapıları avluya açılacak şekilde kat kat mağaralar yapılmış. Kapıları örtü ile kapatılmış. Bir üst kata çıkmak için tırmanarak ve zıplayarak çıkılıyor. Basmak ve tutunmak için birkaç basamak yapılmış. Bu avluya ulaşmak için ise bir tünel yapılmış. İnsanlar ve hayvanların aynı ya da yan yana yaşadığı bu mekânlar ’da her şey çok ilkel şartlarda. Isınma, aydınlatma, su, barınma hepsi ortaçağ hatta ilk çağ diyebileceğimiz boyutta. Görmek gerekir. Kesinlikle öneriyorum.

Hayranlık ve Şaşkınlık içerisinde kaldığım bu yaşam karşısında, bir sonraki günümüzü Sahra Çöllerine doğru sürdürüyoruz. Yol üzerindeki küçük yerleşim yerleri. Kesilmiş hayvanlar cadde üzerlerinde dükkan önlerindeki ağaçlara asılmış müşterisini bekliyor. İsteyen alıp götürüyor, isteyen orada pişirip yiyebiliyor. Yine cadde üzerinde bidonlarda benzin ve mazot satılıyor. Sanki çeşmeden doldurup geliyorlarmış gibi.

Çölün giriş kapısı kabul edilen Douz’a varıyoruz. Burası eski tarihi bir kent sayılır. Halil İbrahim’le eski şehri biraz dolaştıktan sonra uçsuz bucaksız Sahra Çölü’nün kenarına geldik. Burası Turistler için oluşturulmuş bir yer diyebiliriz. Çölde Deve gezileri, Motorlu araçlarla Çöl Safari yapılan bir alan. Yerliler Cam şişeye doldurulmuş kumlar ve taşa benzeyen bir şeyler satıyorlar. Kumu anladık ta diğeri ne? Selent, Jips taşı denilen bu taş aynı zamanda Tunus’un milli sembolü imiş. Çölün yüzeyindeki suyun buharlaşması sonucu suyun içeresindeki minerallerin kumla birleşmesi sonucu oluşuyormuş. Yerliler Çöl Gülü diyerek satıyorlar. Denilmesinde de bir mani yok. Denilebilir.

Çöle girişi simgeleyen kapıdan içeri girerek safariye katıldık. Keyifli bir deneyim. Çöl üzerindeki kum tepeleri sürekli şekil değiştirdiğine şahit oluyorsunuz. Tıpkı deniz üzerindeki dev dalgalar gibi. Çölde gittiğiniz yoldan geri dönmek gibi bir kavram geçerli değil. Ayağınızı yerden kaldırdığınız an ayak iziniz kayboluyor. Bunun için Çöle girilmesine, özellikle yabancıların girmesine müsaade edilmiyor. Buradan ayrılarak büyük hurma ağaçlarının olduğu bir bahçeye gittiğimizde bahşiş almak için hiç tutunmadan ağacın tepesine kadar koşarak tırmanan yerlilerle karşılaştık. Bir nefeste ağacın tepesine ulaşırken sizde nefessiz kalıyorsunuz diyebilirim. Buraları gezerken Deve ile bir tur atmak ayrı bir keyif verici bir durum. Yöresel pazarlardan alış-veriş yapmak, yöresel Tunus lezzetlerini tatmak ve daha yeni toplanmış taze Tunus hurmalarını tatmak keyif verici.

Douz’dan ayrılarak çölün ortasından geçen otoyoldan dönüş yolculuğuna başladık. Bir yere geldik ki uçsuz bucaksız beyaz bir alanın ortasında durduk. Ülkemizdeki Tuz Gölü’nün ortasında durduğunuzu düşünün böyle bir yer. Suyun buharlaşması sonucu geride beyaz bir tabaka bırakmış. Girmek istediğinizde ise batıyorsunuz. Sakın denemeyin.

Farklı bir kültür, farklı bir deneyimdi benim için Tunus Seyahatim. Çöl üzerine kurulmuş yaşam çadırları, Tuaregler’in göçü ve Sahra Çölü ile yaşam mücadelesi veren insanların yaşamları ve giyim-kuşamları. Harçlıklarını çıkarmak için yılanlı, akrepli gösterileri, bir yönü modern yaşamı sergilerken diğer yönü ilkel bir yaşam sergileyen tarafı.

Bizans, Arap, Roma ve Osmanlıların hüküm sürdüğü Tunus, Endülüs, Afrika, Avrupa ve Arap Kültürü’nün harmanlanmış bir halini sunuyor.

Yasemin kokulu bu ülkeye gittiğinizde Tunusluların misafirperverliği ile daha fazlasıyla karşılaşacağınızdan emin olabilirsiniz.