Pers İmparatorluğuna doğru… İran

Seyahat öncesi, epey bir merak içeresindeydim. Takvimlerin 2011’in 9 Mayısını gösterdiği bir günün yerini diğer güne bırakmak üzere olduğu saatlerde Uçağımız Shiraz havalimanına iniş yaptı.

Uçağın içerisinde ayağa kalktığımda, bir an Uçak yolda İstanbul’dan aldıkları yolcuları bırakıp yerine başka bir yolcumu aldı izlenimi hissine kapıldım. Tabiki bu pek mümkün olan bir şey değildi. Uçağın hanımefendi yolcuları, bir günde birkaç iklimi yaşayan Karadeniz Yaylaları gibi farklı bir kimliği taşır olmuşlardı.

Tanıdığım Türk Hanımefendi yolcuların ’da aynı durum içerisine girmiş olmaları beni şaşırtmış ve bu seyahatten çok şeyler öğreneceğimi düşünmüştüm.

Uçaktan çıkıp, Pasaport kontrolünden geçerek bizi bekleyen aracımıza ulaşmamız kısa sürede gerçekleşti. Hatta birçok yurtdışı seyahatimde bu kadar çabuk havalimanından dışarı çıkabildiğimi pek fazla hatırlamıyorum.

İran halkı ilk bakışta biz Türklere benzediğini söyleyebilirim. Esmer ve Buğday ten rengi neredeyse Anadolu insanımıza benziyor. Erkeklerin giyim-kuşamlarının Türkiye’den bir farkı yok. İstanbul’dan uçağa binen Modern giyimli kadınlar, farklı bir giyim şeklini almış, farklı bir Modernliğin zarafeti içerisine girmişlerdi.

Radikal İslam ve Şeriatın en sıkı uygulandığı bu Ülkede gördüklerinizle, bildikleriniz tamamen mıknatısın zıt kutupları gibi birbirini iter hale gelmişti. Bunların nedenlerini seyahatim süresince öğrenebileceğimi umuyorum.

İranlı dostlarımız bizi karşılayıp, otobüsümüzdeki yerlerimizi aldıktan sonra Otelimize doğru hareket ettik. Genç ve sert imajlı rehberimiz İngilizce olarak kendini tanıttıktan sonra (İran’ın Resmi Dili Farsçadır). Sözü diğer Rehber’e verdi. Çok düzgün Türkçe konuşan, kelimeleri, cümleleri söylerken tüm dikkatimizi çekebilecek kadar hassas bir kibarlık içeresindeki diğer Rehbere verdi sözü. İki rehberimizin isimleri ’de Ali idi.

Binlerce yıllık tarihe ev sahipliği yapmış olan İran (eski isimleri Pers İmparatorluğu ve Acemistan) topraklarında birçok imparatorluk hâkimiyetini ilan edip buralarda hüküm sürmüşler. Tarih boyunca tüm devletlerin ve milletlerin ilgisini çeken bir ülke özelliğini hiç kaybetmemiş İran.

İran dünya üzerinde son elli yılda birçok olayları yaşamış bir ülke. 1979 yılında ülke içeresinde yaptığı İslam Devrimi ve devrim öncesinde geçirdiği süreç, yıllarca süren Irak Savaşı ve günümüze geldiğimizde Orta Doğu Coğrafyasında kendine özgü sergilediği duruşu ile uluslararası otoritenin de hep ilgi odağı olabilmeyi başarmış bir ülkedir.

Yazımı İran’ın Shiraz ve farklı bir tarihte gerçekleştirdiğim Tahran seyahatimi birleştirerek aktaracağım.

İran’ın güneyinde bulunan Şiraz iki milyon nüfus ile Fars eyaletinin merkezi. Şiraz birçok kez İran’ın Başkentliğini yapmış.

Şiraz geniş parkları, türbe ve camileri ile ziyaretçilerine çok fazla alternatif sunuyor. Şiraz şehri İran’ın en modern şehri olduğu belirtiliyor. Şehrin içerisinde bulunan Kale, saraylar çarşılar, akşamları ayrı bir görünüme bürünen çay bahçeleri ziyaretçilerini masalsı bir atmosfere götürüyor. Avrupa ülkeleri gibi gece hayatı ve eğlence yok denilse de, İranlılar bu konuyu aşmış durumda. Geç ve uzun süre yenilen akşam yemekleri, müzikli çay ve nargile bahçeleri İranlıların eğlence mekânları haline dönüşmüş.

Yaşam, giyim-kuşam hiçte söylendiği gibi değil. Ancak bunu İran’a gittiğinizde görmeniz mümkün. Erkeklerin giyimleri normal. Yani Türkiye’de ki gibi. Kadınların giyimleri ise İslami modern bir tarz. Tüm kadınlar kapalı. Fakat başları tamamen kapalı değil, saçlarının ön tarafı açık ve nerdeyse tamamı gözlerine siyah sürmeler çekmeden sokağa çıkmıyor.

Şiraz’da Perse polis antik kenti, Eram Garden, Hafiziye, Anıt Mezar, Pars Müzesi, Vakil Camisi gibi birçok yeri görmek bizlere tarih ve farklı kültürler konusunda birçok fikir verdi. Burada bu seyahati sağlayan Nezih Üçkardeşler abeyime, bize ev sahipliği yapan Türk Hava Yolları Şiraz Müdürü Mehmet Beye, yardımcısı Bayan Maral Ghashghaei’ya bu arada teşekkür etmek istiyorum.

Sıcak Yer… Tahran

“Sıcak yer” anlamına gelen Tahran Şehrine sevgili dostum Gökhan Karabulut ile birkaç günlüğüne bir seyahate çıktık. Tahran İslam devrimi mücadelesinde önderlik yapmış İran’ın en büyük şehri. Tahran ekonomisinin kalbinin attığı yer olarak kabul edilen Kapalı Çarşı (Bazar-ı Bozurg) aynı zamanda doğu pazarlarının en büyü olduğu belirtiliyor. İranlılar bu pazarda sadece ticaret değil, Siyaset, evlilikler, sosyal olaylarında yaşandığı yer olarak gösteriyorlar burayı. Tahran’a yolu düşen herkesin mutlaka bu pazara yolu düşer. Ya da mutlaka yolunuzu düşürmelisiniz. Onlarca kapısı olan Pazar ülkemizde bulunan kapalı pazarların bir benzeri fakat onlarca kat büyüklüğünde. Pazarın her bölümü her tarafı ilgi çekici. Her çeşit, her türlü ürünü burada bulmak mümkün.

Tahrana İlkbahar’da gitmemize rağmen hava oldukça sıcaktı. İnsanlar daha çok sabah ve akşam saatlerinde dışarıya çıkıyorlar. Ve günün her saati hiçbir trafik kuralı tanımayan yüzlerce motor caddelerde mekik dokuyorlar. Bir motorun üzerinde 3-4 kişinin seyahat etmesi çok normal karşılanıyor burada. Kapalı Pazar bölgesinde ise taksicilik yapan motorlu adamlar sizi istediğiniz yere götürüyorlar. Tabiki binmeye cesaretiniz varsa.

Tahran’ın sayfiye yerlerinden olan Derbend denilen yer şehre 15-20 dakikalık bir mesafede bulunuyor. Bir dağın eteklerinde kurulu bulunan burası piknik ve eğlence yeri olarak kullanılıyor. Birçok kafe ve Restoranların bulunduğu Derbend bölgesine, Gökhan hocanın İstanbul’dan tanıştığı aslen İranlı olan Ekber Beyin davetlisi olarak gittik. Ekber bey bizi kaldığımız otelden alarak kendi aracı ile Derbende götürdü. Derbendin otantik restoranlarından birinde İran’ın geleneksel yemeklerini tatma fırsatımız oldu. Tahran’a yolu düşenlere mutlaka Derbende gitmelerini, İran’ın geleneksel müziklerini dinlemelerini ve yemeklerini tatmalarını öneriyorum.

Tahran, İran’ın gelişmiş ve modern şehirlerinden biri. Aynı şeyi Şiraz içinde söyleyebilirim. İranlılar her ne kadar baskıcı bir politikanın altında yaşıyor gibi görünse de, halk bu duruma ayak uydurmuş ve kendine özgü, ülkede uygulanan rejiminde etkisiyle bir yaşam tarzı ortaya çıkarmışlar. İran hakkında kısa bir bilgi edindikten sonra bu yaşam tarzını daha kolay anlamanızı sağlayabiliyor. Sokakta gezme, yeme-içme, alış-veriş, ev hayatı, eğlence, gençlik, eğitim-öğretim, ticaret ve daha fazlası düzenin içerisinde harmanlanıyor. Bu durumu İran İslam devrimi öncesi İran ile karşılaştırdığımızda, şu soruyu sorabiliriz. Daha ne kadar bu durum sürebilir?

Tahran’da herkesin ilgi duyabileceği çok alternatif var. Bir şehri veya ülkeyi gezerken gezilecek yerlerin başında tarihi yerler ve müzeler söylenir. Aynı şey tahran içinde söyleyebiliriz. Ulusal Halı Müzesi, Sa’dabad Sarayı, Teleferik, Özgürlük Anıtı ve Dünya’nın en pahalı taşlarının bulunduğu müze olarak kabul edilen Ulusal Mücevher Müzesi. Fakat Tahran’ın her yeri ilgi çekebilecek, herkesin farklı bir şeyi görebileceği bir şehir olduğunu söylemek abartı olmayacaktır.

İran’a yolunuz düşerse eğer almanız gereken bazı ürünleri tavsiye ederim. Bunlar; Tebriz, İsfahan, Şiraz halıları ve minyatür resimleri.

 

İki kez gitme fırsatı bulduğum İran seyahatimde İranlıların misafirperverliği ve binlerce yıllık Kültürü’nü kısa süreliğine de görmüş olmak son derece memnuniyet vericiydi.